Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 58 – 11 Ekim 2019

1

8 Şubat 2018 tarihinden beri haksız bir şekilde Bolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin, 11 Ekim 2019 tarihinde ailesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesinin ses kaydı yayında.

Devamı için bizi takipte kalınız…

Alo, Selamun Aleyküm, Ben Alparslan Kuytul…

Nasılsın? İyi misin? Çok şükür ben de iyiyim. Annem de iyi inşallah? Çocuklar nasıllar? Okuldalar? Biliyorum onu. Alıştı mı okula? Yarın inşallah geliyorsunuz? Tamam.

Tüm arkadaşlarımızın hepimizin, sen de dahil tefekkür üzerinde durmamız lazım. Mahlukatı tefekkür etmeden marifetullaha, marifetullaha ulaşmadan muhabbetullaha, muhabbetullaha ulaşmadan iman-ı hakikiye ulaşılamaz.

Kim, iman-ı hakikiye kavuşmak istiyorsa bu sırayı takip etmesi lazım. Allah’ı tanımanın en kolay yolu mahlukatı tefekkür etmektir. En etkilisi odur. Mahlukat üzerinde kafa yormayan insan Allah’ı tanıyamaz. Allah’ın ilmini ve kudretini tanıyamaz.

Marifetullaha ulaşmayan insan, Allah sevgisine ulaşamaz. Allah sevgisine ulaşmayan Allah yolunda mücadele etmez. Allah sevgisine ulaşmayan kötü ahlakından kurtulamaz. Allah sevgisine ulaşmayan günahlardan kurtulamaz ve muhabbetullaha ulaşmamış iman eksiktir. Muhabbetullaha ulaşmadan imanın tadına ulaşılamaz. Hatta muhabbetullaha ulaşmadan tam ihlas ile amel yapmak da mümkün olmaz. Çünkü tam ihlasla amel yapabilmek şey ile mümkündür yani insanın kime ibadet yapıyorsa, kim için yapıyorsa onu sevmesi ile mümkündür. Yani Allah’ı sevmeden aslında Allah için ibadet yapmak ya da bir hayır, hizmet yapmak mümkün olmaz. Mümkün olsa bile ihlaslı olmaz, tam ihlasla yapılmış olamaz. Onun için herkes kalbini kontrol etmeli. Kalpleri fethetmek muhabbetullaha ulaşmakla mümkün olur. Kul, Rabbini sevince Rab de kulunu sever, insanları sevdirir sözünü etkili kılar. Eğer doğruya davet ettiğimizden eminsek, doğruya çağırıyorsak, o zaman kalpleri fethetmek istiyorsak öncelikle kalpte Allah sevgisi yerleşmeli. O zaman Allah da bizi sever ve bizi sevdirir, sevildiğimiz zaman sözümüz etkili olur. Aksi halde söz etkili olmaz.

Tabi yine de şu da bir gerçek ki her işiten de duymaz, her duyan da anlamaz, her bakan görmez, her gören anlamaz. Duymak, görmek ve anlamak, kalp başka sevgilerden boşalınca mümkün olur. Anlatanın da kalbinde Allah sevgisi olması, başka sevgilere yer kalmaması icab eder. Dinleyenlerin de aslında öyle olması icab eder. Aksi halde duymaz, görmez, anlamaz. Çünkü kalbi zaten başka sevgilerle doludur. Onun için de o kalbe artık Allah girmemektedir. Laf anlamamaktadır. Yani gerçek bir mümin olabilmek aslında muhabbetullaha ulaşmakla mümkün. Yoksa Müslüman olarak kalırız yani. Müslümanız ama mü’min olamayız.

Mısırlı bir alim var Muhammed Şarani diyor ki; “’Ben San Francisco’da iken bir müsteşrik bana sordu, bir oryantalist yani; -Sizin Kur’an’ınızda bulunan şeylerin tamamı doğru mu? demiş. O da “Evet” demiş. Müsteşrik demiş ki; “O halde Allah niçin kafirlerin müminlere galip gelmesine imkân veriyor? Halbuki Kur’an-ı Kerim; ‘Allah kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez’ buyuruyor Nisa suresinde. Buna cevaben bu alim şöyle diyor; “Çünkü biz Müslümanız, mümin değiliz de ondan. Yani gerçekten imana ulaşmış olsaydık Allah kafirlere bizim aleyhimizde yol vermezdi, kafirler bize galip gelemezdi. Çünkü gerçek mümin olamadık o yüzden.”

Şimdi o böyle bir yorum yapıyor. Bence ayet tevile müsaittir. Nisa 141’deki bu ayet tevile müsaittir.

Şöyle te’vil edilmeli; Müminler görevlerini yerine getirdikleri zaman Allah kafirlere müminlerin aleyhinde yol vermez demektir. Çünkü biz mümin değilsek de sahabe-i kiram mümindi ve yine de Uhud’da, Huneyn’de zor durumda kalmışlardı. Demek ki dünya ve ganimet peşine düşerlerse Uhud’da olduğu gibi çokluklarıyla gurura kapılırlarsa, Huneyn’de olduğu gibi veya görevlerini yerine getirmez, almaları gereken tedbirleri almazlarsa, son 2-3 asırdır bizde olduğu gibi… Hatalarını anlamaları için Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde bir ölçüde yol verebilir. Çünkü başka türlü anlamayacaklardır ondan dolayı. Onun için yani Allah’ın kafirlere müminlerin aleyhinde yol vermesi, müminleri zor durumda bırakması, kafirlerin müminlerden daha zengin, daha güçlü olması vs. daha kuvvetli olmaları aslında Allah’ın mü’minlere ikazından ibarettir. Eğer almaları gereken tedbirleri alsaydılar, kalplerinden dünya sevgisini kaldırıp atsaydılar, yapmaları gerekeni yapsaydılar böyle olmayacaktı.

Evet Allah kafirlere müminlerin aleyhinde yol vermez ama bu şartlarla yol vermez. Çünkü bu dünya imtihan dünyasıdır. İmtihanda çalışmak zorundayız.

Diyarbakır’dan bir kardeşimiz mektubunda bana demiş ki; “Kıymetli hocam siz o daracık hücrenizde Ümmet-i Muhammed’e onur ve şeref, iman ve cesaret dersi veriyorsunuz. İslam için mücadele etmenin, İslam için ileriye atılmanın ne kutlu bir dava ne anlamlı bir tavır olduğunu öğretiyorsunuz. Siz bizim için tek başınıza bir ümmetsiniz. Sizi her hatırlayışımızda sadece Allah’a güvenen, O’na teslim olan bir adamın neler yapabileceğini, zalimlerin kalplerine nasıl bir korku salabileceğini daha iyi anlıyorum. İmanın ne büyük bir imkân olduğunu, “Allah-u Ekber” demenin ne anlama geldiğini öğreniyorum…”

Yani inşallah bu kardeşimizin söylediği gibi yani onun gördüğü gibi olmayı Allah nasip eylesin. Ve tüm kardeşlerimize Allah Azze ve Celle imanın şerefini kalplerinde hissetmeyi nasip etsin. İmanın kendilerine izzet ve şeref kazandırmasını nasip eylesin.

Gerçekten Allah Ekber’dir. Dolayısıyla gam yoktur, keder yoktur. Kimseden korkmaya da hacet yoktur. Çünkü O’ndan büyüğü yoktur.

Tüm arkadaşlara selam söyle…

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here